14. Bölüm

Seni özledim…

Yoruyorlar beni sevgilim…

Hayatımın aslında ne kadar zor olduğunu en çok sen biliyorsun. Senden sonra evlilik yolunda attığım adımlarda herkes ayağıma bir çelme takmak için uzattılar ayaklarını… Kimisinin üzerinden atladım, kimisinin tam bileğine basıp geçtim ama takılıp düştüklerimde oluyor. Bazen o çelmeyi; hiç beklemedikleri atıyor insana… Yanında yürümesi gerekenler ya da yanında yürüdüğünü sandıkların atıyor o çelmeyi, yüz üstü kapaklanıyorsun yere, ağzın yüzün kan içinde kaldığında bir de mendil uzatıp acıyorlar sana… Hem kanatıp hem acıyorlar, zulmün en pervasızı da bu olsa gerek…

Ölüme gitmeyi çok düşündüm inan. Azrail gelmezse ben ona giderim dedim çoğu zaman. En akla zarar ölümleri layık gördüm kendime sonra da tövbe ettim binlerce kere… Yanımdakiler ile kalbimdekinin farklı olması zaten ölümün en acısıydı benim için… En çok seni hayal ettim yanı başımda, hemen sağ koltuk altımda… Mis kokunu ne kadar özlediğimi, güzel gülüşünü, âşık bakışlarını ne kadar özlediğimi bilemezsin. Ne kadar özlesem de söylemem bilirsin. Sana olan özlemimi hep zor zamanlarımda sarılacak bir dal olarak gördüm. Her boşluğa düştüğümde senin hayaline tutundum ben, şimdi olduğu gibi…

Ben en çok bana dua etmeni isterdim. Dua ile ayakta durabilen birisi oldum artık. Duasız geçen bir günümde baygın, halsiz, ölüme çeyrek kalmış halde yaşıyorum. AŞK sarhoşluğu gözlerimi karartmış, kuru bir yaprağın rüzgârda savruluşu gibi yürüyorum yollarda… Aklım bulanık, var mıyım, yok muyum bilmiyorum. Etrafımdan onlarca, yüzlerce sen var. Her baktığım yüz farklı bir ifadeyle seni gösteriyor bana… Bir duvar köşesine kıvrılmış sokak kedisinde bile seni görür oldum. Özlem mi bunun adı? Eğer özlemse, ben özlemek istemiyorum; gel de insanlık yerine gelsin dünyamda… Senden başkası da varmış hayatta! Hiç farkında değilim…