9. Bölüm

Bir uyandım ki gönlüm sırtımı delip geçecek!

Bugün kulaklarımda Lavinia ile uyandım. Korku içindeyim, uyku ve uyanıklık arasında rüya mı görüyorum bilemiyorum. Gözlerimi açtım eminim ama şarkı hala kulaklarımda, kalbim iki kişilik gibi atıyor, gözlerimin önünde kalbim var ve iki tane görüyorum… Çok hızlı nefes alıp veriyorum. Göz pınarlarım çağlamak üzereler, hala kulaklarımda aynı gözler sanki içinde birisi söylüyor gibi; sana gitme demeyeceğim ama gitme Lavinia…

Ben sana bu şarkıyı hiç söylemedim, kendim de hiç dinlemedim. Belki de sözlerinden rahatsızdım; senin gidebileceğini hiç düşünmemiştim, düşünmek dahi istememiştim, öylesine dolmuştum sana; senin içinde benliğimi bulmuştum. Şu yokluklar dünyasında varlığımı keşfetmiştim sende… Bir kalp iki kişilik atmıştı seninle, seninle gülüp seninle ağlayabilmiştim. Aşkı anlatmak için seni seviyorum demek ne kadar bayat değil mi? Oysa ben seni hissediyorum demeyi tercih ediyorum. Çünkü hissediyorum; üzüldüğünde üzülüyor, sevindiğinde mutlu oluyorum. İnan güzel yüzlüm üşüdüğünde titrediğim oldu…

Uzun zamandır böyle korkuyla uyanmamıştım. Yoksa sana mı bir şey oldu, yoksa sen misin ağlayan, senin gözyaşların mı doldu benim göz pınarlarıma? Arasam mı seni? Elim telefona gidiyor, adını buluyorum rehberden, belki de çoktan değiştirdin bu numarayı… Şimdi ararım; ağlıyor musun derim. Adamın bir tanesi güzel bir söver bana, al sana özlemek derim kendi kendime…

Seni düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi. Evliyalar nasıl evliya olur biliyor musun? Sürekli Allah’ı düşünerek O’nun bütün sırlarına nail olurlar ve bu sırları hiç bir şekilde ifşa etmezler. Şimdi ben de sürekli seni düşünüyorum bu şirk değil de ne Allah’ını seversen? Beni bir de günahkâr etmediğin kalmıştı…

Çok özledim seni, seni görmesem de hissedebiliyorum. Bugün bir şey var sende ama arayamıyorum. Seni üzüyor o adam değil mi? Ne olurdu gitmeseydin, şehrime gelseydin, bak camın önüne gelmiş kumrular bizi anlatıyorlar bütün mahalleye, boğazda gemiler sirenlerinden haykırıyor aşkımızı, Kız Kulesi bile senin bana yaptığın kadar naz yapmıyor Galata’ya…

Özledin mi onu,

Bütün şehir o kokar.

Adım attığın yol o,

Su içtiğin çeşme o,

Uçan kuşlar o olur.

Bir özlemeyiver,

Her yerin o olur.

Sen belki de aklına bile getirmiyorsun beni. Belki de unutalı çok oldu. Belki de benim evlendiğimi falan düşünüyorsundur; kim bilir. Belki de çoktan ölmüşümdür olamaz mı? Belalı bir mahallede uslu durmayan bir serseriydim aklında en son kaldığımda; çoktan birileri gelip başıma sıkmışlardır kurşunu… Adaletsizliğe dayanamadığımı bilirsin, adaletsiz olana karşı hoşgörüsüz olduğumu da biliyorsundur. Anarşist yapımı unutmamışsındır hala… Ama unut sevgilim. Adaletsiz olanlara karşı hoşgörülüyüm artık. Adaletsizlik aslında içinde bir adalet gizliyormuş, bunu görmemişim eskiden ama şimdi çok iyi görüyorum. Sevdasından deli olan bir gencin elinden alınmışsa sevdiği ve sevdiği belki de bir zengine gitmişse aşkını pazara çıkartarak burada da bir adalet gizlidir. Nasıl bir adalet biliyor musun bu? Yüce yaratıcının yüreği yanan o gence güzel bir gelecek hazırlaması için aldığı bir ön ödeme. Ön ödeme ile tüm sıkıntıyı, derdi, yalnızlığı çekip sabrediyor ve sonunda mükâfata kavuşuyor. Hatta öyle ki aşkını pazara çıkartan o kız bile, o mükâfatın içinde…

Her gidiş içinde bir kalış saklar aslında sen giderken benden yana kaldı yüreğin, bende kaldı en temiz, en saf duyların. Gidişini anlarım sevgilim Sende benim için benim kadar arafta kaldın.

Bende artık çok sevdiğim insanlara senin gibi yapıyorum biliyor musun? Baktım ki kalp bağı kuruyoruz, hemen gidiyorum. Gidişim içinde kalış saklıyor. Hani Şems’te gitmişti ya Mevlana’dan; işte onlar gibi…

Muhabbet dostu, aşk evi, gönül bağı Şems; Hazreti Mevlana’dan bir gün yüz çevirip düşmüştü köyünün yollarına… Odasında döşeği boş, ibriği bir köşede mahzun duruyordu Şems’in. Bu hali gören Mevlana en çok Şems’in gidişine değil, ibriğin mahzunluğuna üzüldü belki de… Hep yanında olan gönül dostu, gidince insanın içinde oluyor. Sağ kolunun altında duran sevgili; gidince, göğsünün sol yanına yer yapıyor. Seninde gidişin bende Mevlana’nın Şems’ini kaybedişi gibiydi. Bir yanık izi yaptı göğsümün sol yanına…

Senin benden gidişin benim sana gelişim oldu aslında… Her ne kadar bu gidiş sayesinde yüreğimdeki aşk ateşi palazlansa da senin benden gitmeni istemiyorum. Gitmeseydin de bu kadar sevebilir miydim seni onu da bilmiyorum. Git gide arafa düşüyorum yine… Neyse ben hiç dinlemediğim şu şarkıyı gidip dinleyeyim biraz…

Bir Cevap Yazın