4. Bölüm

Kömür kokulu şehirde seninle el ele gezmek ne güzeldi sahilde…

Yıllar önce bir günde bırakıp gittiğinden beri unutulmaz bir acı oldun yüreğime… Neden Bırakıldığımı hiç bilemeden geçirdim yıllarımı seni düşünürken, seni düşünmek tamam da başka ne sorduğunu bilmediğim o deli soruların aklımın karanlık koridorlarında topuklarını vura vura dolaşması deli ediyor beni.

Her gece seni düşünerek dolaştım sokaklarda fakat bu gece yorganımın altında sana şiir yazıyorum.

Aklımdakiler!

Karmaşık duygular içerisinde bedenim,

Biliyorum her zamanki gibi yine sensin nedenim.

Aklımdakiler!

Sen ve geçmişim.

Aklımdakiler!

Dünüm, bu günüm, yarınım.

Aklımdakiler!

Kalbimdekilere zincir vuran,

O karanlık fikirler…

Yalnız gecelerde,

Yatağımda düşünürken uykuya daldıklarım…

Aklımdakiler!

Sen, gözlerin, ellerin…

Ben, sevdam, çaresizliğim…

Hani kalbini verir misin bana demiştin ya!

Ben aklımı verdim!

Aklımdaki tek sensin…

Bu gece yalnız aklımı sana odaklıyorum. Tüm sorulardan arındırıp kendimi sadece seni düşünüyorum. Seninle geçirdiğim güzel günleri hatırlayıp rahatlatıyorum kendimi. İlk defa İstanbul dışına çıkıyordum. Otobüs biletini alıp kimseye söylemeden çıktım o akşam evden. Heyecandan uyuyamadım, ilk defa buluşacaktık seninle. İlk defa âşık olmuştum ve âşık olduğumla ilk kez buluşacaktım. Yol boyu elimden düşürmedim telefonumu, seninle mesajlaştık, ikimizde heyecanlıydık. Sabah buluşacağımız yerin planlarını yapıyorduk… Sonunda gelmiştim şehrine. Kömür karası gökyüzünün altında güneş yüzlü sevdiğime…

Kot pantolon ve sarı t-shirt vardı üzerimde… Yıllar geçmesine, her tarafı yırtılmasına rağmen hala üzerimde duruyor o t-shirt; en son sen sarılmıştın beline diye…

Heyecanla geldiğim kömür kokulu şehirde seni beklerken maden şehitleri anıtının önünde durup tek tek isimlerini okuyup ruhlarına bir Fatiha okumuştum, derken telefonum çaldı. Sen gelmiştin. Koşar adımlarla seninle buluşacağımız yere yürüyordum. Geldiğimde karşı kaldırımda bana bakıp, donmuş halde bekleyen bir kız vardı. Âşık gözlerle gözlerime bakıyor, kıpırdayamıyordu. Koştum yolun karşısına sarıldım. Sıcacıktın. Yıllardır sarılıyormuşum gibi, yıllardır berabermişiz gibi bir samimiyetle sarılmıştık birbirimize. O günkü kadar hızlı geçmedi hayatımda zaman. Senin yanında zamanın ne kadar hızlı geçirdiğini bile fark etmemiştim.

Sahile doğru el ele yürürken kale kapısına benzer bir yerden geçtiğimizde bizi deniz karşıladı. Sahil boyu denilen bir yermiş orası. El ele yürüyüp, duvarda yazan “Engin” yazısının yanında fotoğrafını çektirmiştin bana. Yüzme bilmediğim için yalıyarlardan denize atlayan küçük çocukları gördükçe şaşırıyor, sana; “şunlara bak” diye gösteriyordum. Bütün günümü sana sarılarak geçirmiş ama yine de doyamamıştım. Ellerimiz birbirini sımsıkı tutuyordu. Öyle ki güneş yanığı ellerimizi yakmış, birbirimizin ellerinin izleri diğerinin eline çıkmıştı.

Sende benim kadar hatırlıyor musun?

Evden kasabaya iniyorum diye çıkarken annen; bu kız evden kaçıyor diye ağlamıştı hatırladın mı? Ne kadar gülmüştük…

Bütün günü beraber geçirmemize rağmen hiç acıkmamıştım. Hiç susamamıştım. Sarhoş olmuştum aşkından, gözlerim senden başkasını görmez olmuştu. Yüzünden bir santim fazlasını görmüyordum. Yolda yürüyordum da önümü görmüyordum. Nereye gidiyordum, bilmiyordum. Aşk mıydı bunun adı diye sormuyorum. Evet, aşkın ta kendisiydi bu. Sahil kenarında bir taşın üstünde otururken taşların aralarında dolaşan kedilere bakardık, seninde kedin vardı benim de. İkimizde severdik kedileri. Annem hayvanları sevmeyen insanları da sevemez derdi. Galiba ikimizde biliyorduk sevmesini…

Yorgun düştük, yorulduk ama yoruldum diyecek zamanımız bile yoktu birbirimizle muhabbet etmekten, birbirimize sarılmaktan… Nasıl bir aşk, nasıl bir özlemle sarılmaktı bu… İlk ve son olacağını ikimizde bilemezdik.

Sonra akşam olduğunda sen ablana gittin, ben ise bir parkta otobüsümün kalkış saatini bekliyordum. Daha çok vardı. Gece yarısı kalkacaktı otobüsüm. Bankta otururken çok yorulduğumu fark ettim, gözlerim kapanıyordu yorgunluktan. Zaten gelirken de uyumamış olmanın verdiği yorgunlukla bankta oturduğum yerde uyuklarken telefonum çaldı. Arayan gül yüzlü sevgilimdi. Daha şimdi yanımdan ayrılıp ablasının evine gitmişti. Ne oldu acaba diye biraz korku ve heyecanla açtım telefonu. Ablanın evi şehir merkezine yakındı ve ablan da beni görmek istiyordu. Daha otobüsümün kalkmasına da çok zaman vardı. Gideyim biraz dinlenirim diye düşünerek koyuldum tekrar yola…

Bütün günümüzü beraber geçirmemize rağmen, ayrılmamızın üzerinden daha yarım saat geçmiş olmasına rağmen ne kadar da özlemişim seni. Sarıldım kapıdan girer girmez, birisi görür mü, kızar mı di demedim, diyemedim, tutmadım kendimi.

Güzel bir sofra hazırlamıştınız. Beraber yemeğimizi yedik, biraz olsun oturup dinlendim. Muhabbet ettik, minik yeğenin yeni yeni yürüyordu. Çağırdığımda kollarıma atlıyordu hatırlıyor musun? Sende o erkekleri çok seviyor demiştin. Nasıl bir aşktır bu bilemiyorum. Her saniyeyi hatırlar mı insan… Hatırlıyorum, hala ve hep hatırlayacağım sanırım.

Gece yarısı otobüse bindim. O kadar yorulmuştum ki, otobüse binip yerime oturur oturmaz uyumuş kalmışım. Bir ara uyandığımda otobüs arızalanmış tam dört saat yolda kalmışız, kavga çıkmış, ben ise bunların hiç birini hatırlamıyordum. Altı saatte geldiğimiz yolu on dört saatte geri dönmüşüz ve ben bunların hiç birini hatırlamıyorum.

İnsan sevince unutamaz derler, doğrudur unutamaz belki anılarını da hala kokusu burnunda olur mu sevgili…

Bir Cevap Yazın